Jeoloji Yüksek Mühendisi/Radyestezist Dr. Ali Seydi Gültekin, jeotermal sahaları arama ve tespit etme konusunda binlerce yıllık “Radyestezi” yöntemini jeolojik ve jeofizik araştırmalar ile birleştiren, geliştiren ve başarıyla uygulayan kişi. Türkiye’de ve yurtdışında birçok özel sektör kuruluşuna danışmanlık hizmeti veren Dr. Gültekin’le çalışmalarını, “Radyestezi” yöntemini ve jeotermal alanını konuştuk.

Jeotermal sahaların tespitinde nasıl bir yöntem uyguluyorsunuz?

Yeraltı kaynaklarının tespit edilmesinde, öncelikle, uzaktan algılama yöntemlerini kullanıyorum. Yöntemimiz, “Radyestezi” veya “Map Dowsing” adıyla tanımlanıyor. Yöntemin temel kuralı şu: Elektromanyetik dalgaların algılanması, yorumlanması ve değerlendirilmesidir. Manyetik dalgaları, “Dowsing Rod”, çatal çubuk ve bir “Pandül”, sarkaçla ölçüyoruz. Yerden çıkan manyetik dalgalar, gökten gelen manyetik dalgalarla karşılaştığında, çatal çubuk veya sarkaç hareket ediyor. Bu hareketin ne anlama geldiğinin jeolojik dilini mesleki deneyimimle yorumluyorum, kendim geliştirdiğim metot ile sayısal olarak ölçme teknik ve hesaplamalarını kullanarak incelediğim bölgenin tektonik model yapısını, havza modelini, derinlik ve damar özelliklerini ortaya koyuyorum. 23 yıldır uyguladığım bu yöntem, Türkiye’de akademik çevreler tarafından kabul edilmese de yurt içindeki ve yurt dışındaki birçok özel sektör kuruluşuyla birlikte çalışma olanağı buldum. Radyestezi  yöntemi, bütün dünyada kullanılıyor. Rusya Bilimler Akademisi’nde 4 yıllık eğitim alan jeoloji mühendisleri bu dersi almadan mezun olamıyorlar.

Yönteminize bilimsel ve akademik çevreler nasıl yaklaştı?

Üniversitede akademik çalışmalarımı sürdürürken, Radyestezi yöntemiyle tanışıp, nasıl çalıştığını araştırıp, işe yaradığını ve bilimsel yöntemlere yüzde 45 katkı sağladığını görünce önce üniversitedeki arkadaşlarıma ve hocalarıma anlattım. Genel olarak kabul görmeyince, ben de görevimden istifa ettim ve şirket kurarak bir arkadaşımla birlikte çalışmaya başladık. Gerek yurt içindeki gerekse yurt dışındaki kuruluşlara danışmanlık hizmeti vermeye başladım. Yaklaşık 23 yıldır bu hizmeti vererek, su, maden ve jeotermal alanında danışmanlık yaparak para kazanıyorum. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki; firmalar beni hizmet için çağırdıkları gün,zaman ve para açısından kazanç sağlamaya başlıyor. Hiçbir zaman, Radyestezi yöntemi ve bir çatal çubuğu kullanarak yer göstermedim. Jeoloji ve jeofizik çalışmalarını birlikte yaptım.  Gerçekten dünyadaki üç jeoloji mühendisi varsa, bunlardan birisi olduğumu rahatlıkla söyleyebilirim. Hem üniversitede ders aldığım uluslararası kanıtlanmış şöhrete sahip hocalarımdan hem de bugüne kadar yaptığım başarılı çalışmalardan dolayı bunu söyleyebiliyorum. Su, maden ve jeotermal konusunda uluslararası yaptığım çalışmalar bunun kanıtıdır.
Önce mesleki olarak, ofiste çalışmalarımı yapıyorum, üstüne Radyestezi yöntemini koyarak jeotermal, su ve maden kaynaklarının tespitini gerçekleştiriyorum. Ofisteki çalışmalarımla elde ettiğim sonuçlarla, arama ve sondaj sonrasında ortaya çıkan sonuçlarda yüzde 95’lik net bir başarım var. Bu yöntemi, Türkiye’de konuyla ilgili herkes biliyor. Ben her yazdığım raporları, Radyestezi yöntemi ile Jeoloji ve Jeofizik yöntemiyle gerçekleştirilen araştırma raporu” olarak yazıyorum. Kartvizitimde bile Jeoloji Yüksek Mühendisi ve Radyestezist ifadesi yer alıyor.

Özel sektörün  Radyestezi yöntemi ile yaptığınız çalışmalara tepkisi ne yönde oluyor?

Türkiye’de ve yurt dışında faaliyet gösteren holdinglere danışmanlık hizmeti veriyorum. Su kaynakları, jeotermal sahaları ve maden yatakları konusunda ağırlıklı olarak çalışmalarımı sürdürüyorum. Afrika ülkeleri, Almanya, Amerika, Endonezya ve Peru’da çeşitli projelerde görev yaptım. Türkiye’den de ağırlıklı olarak, jeotermal konusunda danışmanlık yaptığım kuruluşlar var. Kuruluşlar, su kaynakları, jeotermal sahaları ya da maden yataklarının tespitiyle ilgili bir sorun yaşadıklarında benimle bağlantı kuruyorlar, ben de ihtiyaç duydukları kaynakların yerlerini onlara gösteriyorum.

Danışmanlık hizmetleri verirken nasıl bir çalışma sistemi uyguluyorsunuz?

Çalışma sistemimi şöyle açıklayabilirim; Danışmanlık yaptığım firmanın faaliyet gösterdiği bölgenin ruhsatını talep ediyorum. Bu ruhsat üzerinde ve bölgenin Google Earth’teki koordinatları üzerinde bir araştırma yapıyorum. Bölgede fayların nasıl bir model oluşturduğunu, bu fayların bölgedeki yeraltı zenginliklerini nasıl etkilediğini, şekillendirdiğini ve yönlendirdiğini ortaya koyuyorum. Daha sonra, bu fay geometrisi içerisinde aradığım kaynak hangisiyse, nerelerde, kaç metre derinlikte olduğunu, kalori, sıcaklık, basınç, debi ve verimliliğiyle ilgili bilgileri belirliyorum. Böylece, belimdeki ruhsat sınırları ve yakın civarındaki bilgilerden yola çıkarak, bölgenin tektonik modellemesini, havza modellemesini ve içerisindeki yeraltı kaynağının bütün değerlerini sahada en az yüz tane sondaj yapılmış ve sonuçları elde edilmiş gibi tespit ediyorum. Daha sonra bu verileri, üniversitede bilgisayar programları aracılığıyla üç boyutlu havza modelini oluşturuyoruz. Sonuçta, sahanın tamamının üç boyutlu sondajları yapılmış, bütün değerleri ortaya konulmuş, ekonomik değeri hesaplanmış modellemesini firmaya sunuyoruz. Araziye giderek, belirlediğimiz noktaların hepsini birebir işaretliyoruz. Bu noktalarda jeofizik yöntemler ile araştırma ve ölçümler yaptırarak tüm verileri korale ediyoruz. O noktalarda en uygun koşullarda ve en verimli sonucu alacağımız şekilde sondajını gerçekleştiriyoruz.

Jeotermal sahalarını tespit ederken sizin için ön plana çıkan faktörler nelerdir?

Jeotermal kaynak aramanın bilimsel kuralları var. İşte bunun bir fay sistemleri bağlantısı olacak, genç volkanlar ile ilişkisi olacak. Aşağıda, bir radyoaktif fark yaratan bir şey bulunacak. Isıtıcı kaya, örtü kaya, rezervuar kaya bulunacak. Bu bilgilere sahipseniz, bu kaynakların yüzeydeki işaretlerinin görüyorsanız, o bölgenin genel yapısıyla ilgili bilgiler ve araştırmalarla da bağlantı kurarsanız, çok rahatlıkla jeotermal kaynağı bulabilirsiniz. Fay sistemlerinin ve tektonik modellemenin ne kadar önemli olduğunu suda, petrolde, jeotermalde ve madende yansımalarını dikkate alarak, bir kural oluşturdum. Onun jeolojik dilini çözdüm. Bilinmeyen, gömülü olan, normal bilimin henüz keşfedemediği yerlerde araştırmalar yapıp, rakamsal sonuçlar yazmaya başladım. Örneğin, MTA(Maden Tetkik Arama Enstitüsü)  8 yıl boyunca bir araştırma yaptı, yayımladı. Türkiye’deki aktif fay sayısı 360’a çıktı. Yani MTA araştırdığı için bunları buldu. Araştırmadan önce, bu faylar yok muydu, vardı. Araştırma şekliniz ve onu yayınlama şekliniz ya da saklama şekliniz varı, yoğu belirliyor.

Türkiye’nin jeotermal sahaları açısından zengin bir ülke olduğu söyleniyor. Sizce Türkiye’nin jeotermal kaynaklarının yoğunlaştığı bölgelerimiz nereleridir?

Hemen hemen Türkiye’nin her bölgesini dolaştım ve Türkiye’nin sıcaklık haritasını kendi yöntemimle çıkardım. Her gittiğim yerde bu verileri kaydettim. Türkiye’nin her yerinde jeotermal sahalarının olduğu düşüncesindeyim. Bu ülkede bol miktarda petrol de olduğu düşüncesindeyim. Dünyadaki tüm madenlerin çeşit ve miktar olarak yüzde 75’inin bu ülkede olduğunu söylüyorum. Hatta bazı madenlerde dünyada birinci sıradayız.  Amerika’da kuzeyden güneye uzanan San Andreas Fay Hattı  ile Türkiye’deki doğu -batı uzanan Kuzey Anadolu Fayı arasında karakteristik bir benzerlik bulunuyor. İkisi de doğrultu atımlı bir fay zonu niteliğini taşıyor. Dolayısıyla, yalnızca toplumsal ve siyasal (Amerika Kuzey -Güney savaşları yaşarken Türkiye Doğu-Batı savaşları yaşıyor) olarak değil, jeolojik olarak da Türkiye küçük Amerika olarak nitelendirilebilir. Ben diyorum ki; Türkiye’de daha keşfedilmemiş çok ciddi jeotermal kaynaklar var. Marmara Bölgesinde de benim bildiğim henüz ortaya çıkarılamamış önemli jeotermal sahaları bulunuyor.

Türkiye’de jeotermal alalında özel sektörün rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Özel sektör jeotermal alanda arama yapma yetkisine 2007 yılına kadar sahip değildi. 5 yılda aldığı yol tüm dünyanın dikkatini çekiyor. Türkiye’de jeotermal sahalarının arama ve sondaj çalışması MTA’nın sorumluluğunda idi. Bu durum kanunda belirtilmiş. Dünyada da yeraltı kaynakları devletlerindir. Özel sektör sadece son 5 yıldır arama ve işletme yetkisine sahiptir. Dolayısıyla, yeraltı kaynaklarının işletilmesi yerli ve yabancı kuruluşlara verilebiliyor. Amerika’da bir Hindistan kökenli jeotermal firması, Amerika’nın jeotermal enerji kaynaklarının yüzde 25’ini işletme hakkına sahip bulunuyor. Türkiye’de de jeotermal alanında özel sektör, 2007 yılından itibaren çok önemli gelişmeler gösterdi. MTA’nın çok büyük emeği var bu işte. MTA’nın artık jeotermal alanında bu kadar belirleyici rol üstlenmemesi gerektiği düşüncesindeyim. Çünkü Güriş, Zorlu, BM, Borusan, Alman, İtalyan, Hollanda, İspanya enerji şirketleri gibi çok büyük yerli ve yabancı kuruluşlar bu sektörde faaliyet göstermeye başladı. MTA’nın yeni döneme uygun bir yapılanma içine gireceğini tahmin ediyorum. Türk insanının çok pratik bir zekâsı var. TPAO ve MTA elindeki bilgileri, teknik birikimi birleştirip bir okul gibi görev yaparsa, Türkiye’de özel sektör, dünyaya hem mühendislik hem de teçhizat düzeyinde hizmet satacak duruma gelir. O yüzden bence, bu birikimin ortak kotada harmanlanması gerekiyor. Ortak paydada ve tüm dünyaya hizmet edecek şekilde oluşturulması çok önemli. Ben, sektörün çok ciddi yerlere geleceğine inanıyorum. Türkiye’nin jeolojik yapısı jeotermal zenginliği ciddi olarak ön plana çıkacaktır.

Yeni dönemle ilgili ne tür projeleriniz var?

23 yıllık jeotermal yolculuğum uygulamayla devam edecek. Ben, bununla ilgili bir proje hazırladım. Özellikle kadınların ve öğretmenlerin ortak olacağı bir jeotermal anonim şirketi kurmayı planlıyorum. İlk etapta Türkiye’nin bütün bölgelerinde daha sonra da Avrupa ve Amerika’da yaygınlaşacak bir proje olacak bu. Kadınlardan ve öğretmenlerden alınacak çok küçük katkı paylarıyla kuracağımız bir anonim şirket kuracağız. Şirket adına sahip olacağımız sertifikayla bir yatırımcı firmadan destek alarak üç jeotermal sahasına sahip olmayı planlıyoruz. Bu sahalarda yapacağımız sondaj çalışmaları sonucunda, 150 derece ve üzeri sıcaklığa ulaştığımız kuyuların iki tanesini satıp ana sermaye yapacağız. Üçüncüsünde de Dünya Bankası ve Eximbank’tan kredi alarak santral kuracağız. Böylece, hissedarlarımız ömür boyu bir gelir olanağına sahip olacak. Bu projeye, 2013’ün sonunda başlamayı düşünüyoruz. Hukukçular, finansçılar ve teknik heyet tarafından ana taslağı hazırlanıyor. 2013 içerisinde de bu çalışmaları ispat edecek sondajları yapmayı hedefliyoruz. Tespit ettiğimiz jeotermal sahaları, kuracağımız anonim şirketi bünyesinde ruhsatlandıracağız. Bütün hukuki ve finans şartları yerine getirilecek. İstanbul’da ana merkez ve diğer illerde bunun alt modellemeleri olacak. Türkiye’nin her yerinde isteyen istediği bölgedeki yatırıma ortak olabilecek. Uluslararası denetim şirketi tarafından da denetlenecek. Şeffaf, yüzde yüz faydalı bir proje olacak. Aynı jeotermalin felsefesi gibi yenilenebilir, temiz ve sürdürülebilir bir çalışma yapacağız. Şirket, bütün sosyal kurumlara bağışlarla yaşayan sivil toplum kurumlarına bütçesinden ciddi bir pay ayıracak. Proje detayı bizde ve ilgilenen kişi ve kurumlar ile paylaşmaya hazırız. Ben bu projeyi, kadınların ve öğretmenlerin toplumda hak ettiği yere gelmelerine yardımcı olmak amacıyla hazırlıyorum. Beni bugüne hazırlayan ve getiren hayatımın ilk kadını ve öğretmeni biricik annem ve diğer öğretmenlerime bana verdikleri emeğin hakkını ödemek için yapıyorum. Şuna inanıyorum ki, bu dünyada kadınlar ve öğretmenler hak ettiği yere getirilmediği sürece, hiçbir ülkede, hiçbir ailede huzur sevgi ve barışı bulamayacağız.

Verdiğiniz detaylı bilgiler için okurlarımız adına teşekkür ederiz.

*Röportaj: Hüseyin Bumin Ekmekçi/alternatifenerji.com